Ağu 13, 2013 - Defter    No Comments

beş

bu sis göç yollarını telaşlandıracak.

bir genç öldürülecek orada
kuşların yasını yağmur sanacaksın.

Ağu 5, 2013 - Defter    No Comments

dokunma etkisi

gökyüzüyle ışıkla konuşmadım önce
gözlerim el yordamına aşinalık
olası olası kayalıklar biterdi altımda
bir tören vardı uzanıyordum bir saniye
havai fişekler asfaltlarda patlıyordu
sonra ciğerime gram gram farklı soluklar
ellerime dizlerime koynuma haz şölenleri
ilk mermer değil yaslarla hazırladığım
deneyim öle öle yerleşti bedenime alışkanlık
feci ağıtlar zamanla duyulmaz oluyordu.

gökyüzüne ışığa dökülüverdim özrümü
renkler daha canlanacak her karanlıktan sonra
ısına ısına ortalık gözlerim geri gelecek
ardımdaki mezarlıklar hep anlamlı ve ağırbaşlı
kendini gerçekleştirme zorunluluğu güzel
güç gerek güneş var, umut gerek dolunay çıkıyor
sözlerime avcuma saçlarıma yıldız yağmuları
son beşik değil mucizelerle süslediğim
o halde uyanıyorum zaten rüyalar ahmaklık
rüyadan güzelse aşk olduğunu bilmek güzel.

Buğra Kavukçuoğlu

Tem 21, 2013 - Defter    No Comments

başka ağladım

eski yollarında unutmak bilmeyen voltayım
dizlerimde seninle yürümüşlüğün gıcırtısı ve
dermanımda yarım kalmış açık ameliyat var
uzanıyor yanımdan ufka kadar soluk mavi
bütün bu deniz tuzu canımı çok yakıyor
ağacın her renginde anı var bu bulvarda
ayaklarımın altında sayfalar uzanıyor
ellerimiz üşüyor tutuşuyoruz
bazı hücrelerimin yapısını bozuyorum.
eski yollarında kime baksam sana aşinayım
rüyam sabahlarında yanılgının kırıklığı ve
dudaklarımda başlamak üzere bir deprem var
oysa hala uzanıyor yanımdan ufka kadar mavi
ağır ağır yokluğun konuşmayı söküyor
mevsimin her renginde adın var bu bulvarda
sıcağın altında sayfalar susmuyor
ellerimiz terliyor bırakmıyoruz
bütün bıçakların dokusunu hissediyorum.

eski yollarında kör dolaşmak imkansızdı
gökyüzünde okyanuslar yerini yadırgadı
başka ağladım.

Buğra Kavukçuoğlu

Tem 16, 2013 - Defter    No Comments

acele

ben senin bedeninde bir kadın yaşarım olurum dedi
kapının arkasından ses gelmedi
kapı biraz zamandı koyu kahverengi.

kapının ardındaki sessizlik hiç şaşırtmadı.
iç ve dış kalabalıklar arasında geçiş olmadı.
yani kimse gelip gitmedi.
yarın olmayacak olsa hiç sıkıntı yok ve
başkalarının da yarınları olmasa hakkında
beş zaman intiharları durduramaz kimse
içimiz, içimiz kabul et tek başına, içimiz:

odanın içinde oturuyor şaşırmamış
yalnızlığı kurcalıyor sehpanın desenlerinde
üstünde sevişilmiş, üstünde bir çift kadeh de durmuş
bu koltuk rahat mı değil mi hiçbir zaman bilemedi
içinde kaybolabildiğin cinsten kocaman yastıklarla
içinde bir çift kaybolmuşlukları, üstüne döktükleri şarap
hemen akla geliyor bir zamanlara dair ne varsa
camdan ne kadar eşya varsa kırılıyor sessizlikten
gözünün önünde tablolar var acele söküyor yerlerinden
oysa düzen içerisinde asılmıştı mutlu bir oda hayalinde
duvar çıplaklaşıyor ama varlığı daha ağır şimdi
iyi ki diyorum bu odada ayna falan yok yersiz
kapının ardındaki sessizlik hiç konuşmuyor
olsun diyor içimiz zaten kendisiyle sürekli konuşuyor
bu yatağı, dolabı ve ışıkları sökmeli parçalamalı artık
akıldan hiç gitmeyen bir zamanlar var bunlarda
oda çıplaklaşıyor hafifliyor siliniyor bir sayfaya
bir sayfa hayır bir kağıt bir fotoğraf çıkıyor
her şeye tanık yatak ortadan kaldırılırken altından
sevdiğin tarzdan bir meyhanede mutlular diyeceğin bir poz çift
içimiz kendine bakıyor yüzünü yokluyor el yordamıyla
içimiz, içimiz kabul et tek başına, içimiz:
farklılar farkediyor o artık ben değilim anlıyor
bu sefer kadehler rakı kadehi bu sefer meze var masada
lan gözlerinizin içi gülüyor ama sen de sen değilsin ki şimdi
öylece boş hislerle boş bir odadan çıkıyor acele kapının ardına
aynı insanda iki kere yıkanılmaz diyebiliyor.

kapı biraz zamandı koyu kahverengi
ben senin bedeninde bir adam yaşadım öldüm dedi
kapının arkasından ses gelmedi.

Buğra Kavukçuoğlu

Haz 14, 2013 - Defter    No Comments

alkışla kalbinle gökyüzünü

adından öğrendiğim nasıl denir
sokaktaki her depar adımda izin var
ben binlerce kez gözünün altındayım!
sen ölme diye biliyorsun ya elbet
karnında en çok benim istediğim çocuğun
biliyorsun ya elbet mutlu büyüsün diye
alkışlıyor musun kalbinden gökyüzümü

şimdi uzanıyor muyuz kendiliğimize ilk kez
bu nem bu ilk defa tek başına devam etmekler
bu nem geçecektir mevsimden zamana
o zaman uzanırsın rahat bir boyunda ilk defa
kendinden biri olarak kendi baharında
biliyorsun adından öğrendiğim cennet diye
bakışıyor musun kaçamakça iz kalmış hatırayla

pek aranıyorum ben şahsen bilhassa sabahları
üstüne üstlük başka evlerin yatacıklarında
düzenli düzensiz haftaiçi gün isimlerinde
bir sürü bir sürü isimlerle isimliklerinde
sağa sola dönüp uyuyamayıp pek aranıyorum
sabahları senin gelip gitmelerini esas yine gelmelerini
tutuşuyor musun korkusuyla karanlığın zaferinden

bunca yıl kim herkesi nasıl yanlış tanımışsa
öyle çok sevgiden yoksul her kahraman
dönüp kusursuz zamanlamayla yüzlerine
nasıl denir sarılmaktan daha gürültülü
büyükmüş gibi gözükmek gibi bir an
sen boşver aşkı, yarını, savaşı ve dahalarını
alkışla kalbinle gökyüzünü.

Buğra Kavukçuoğlu

May 25, 2013 - Defter    No Comments

bu ölümlerin bir bildiği var

ne kadar sevgilin olduysa bugüne kadar
hepsi sendin ilkbaharda
çocuğum henüz aşık olmadın
yoksa sana çocuk denir mi.

orada bütün gece eğlenen herkesin
sigarasını yaktı bir çocuk beklentisiz
yaşın yasağı, hep sevmek olmasın artık
oluruna olmazına bakmadan illegaldir aşk.

denmez hiçbir hoşgeldin yerinde
ama her yersiz hoşçakal sarfedilir
bir araçta onlarca kilometre düz vites
çocuk giderken hem de sürücü koltuğunda.

bu kazaların alkolle ilgisi yok
üflettiler her yaprakları sonbaharda
sarı ölümü çağrıştırdı çocuğa
ne kadar yeşil varsa sarıldı.
çocuk çocuk diyip pek bir sevdiler
okşayıp koklamalar, gereksiz okşamalar
bu ölümlerin bir bildiği var
ne kadar sevgilin olduysa bugüne kadar
May 25, 2013 - Defter    No Comments

ben bir şey çalmadım

bir sabah güzelliğini çaldılar koynundan
hiç bu denli ilişkin olmamış olan duvarlarda
bıraktı tüm aynalarını hırsızcağızın
hatta o da astı birkaç tane -acımadığından
kendi evinde körebe kaldın kimsesiz

sen gerçeklerden uzak bile duramazsın.

yüzün böylesine çirkin sokağa çıktın
hah şimdi eşit oldun yaşadığın ülkenin soyuyla
kimse kendine ve sana bakmıyordu, gücendin
yargılamalar bir başlasa oysa; hiçbir tomurcuk,
aşktan yaratılmış olan, öldürülemeyecekti.

sen yürekli olmayı başkalarına bırakıyorsun.

yeni sevişmelerinden ikna olmamışsın
eve dönüyorsun – dün, geçen hafta, bir ömrün- gibi
ama Bugün dayanamıyor göz kapaklarını parçalıyor
gördüğün çirkinliğe dayanabilecek biri değilsin
hiç bu denli ilişkin olmamış olan duvarlarda.

sen çirkinlikle bile yanlış yüzleşiyorsun.

senin güzelliğini çalmadılar sevgilim
sadece ben gözlerimi kapadım.

Buğra Kavukçuoğlu

May 19, 2013 - Defter    No Comments

hep bir yanımız olsun istemiştim

böylesine yanyana yaşamak ölümle
her yeri kaygı ve mücadele şehrin
aşka nasıl zaman ayrılır acıdan
oysa ben
bir kişiyi sevip sadece kalabilirim
devam etmek günlere ardı ardına
iki kişinin emin yürüyüşünde
sabahları sarhoş olmaktan vazgeçebilirim
ve uyandığımda ağzım öpücük kokar
yanyanalığım yaşamaya yakın durur

tanışmalardan ziyade anlatılası ayrılıklar
geçirmiş kalbinden bir beden ile
geçirmek geceyi hem de her gün bir yenisi
hep daha uzunu güneşler çoğalsa dahi

şimdi
ay düşüyor bir tutanı olsa keşke
böylesine gecelerde kapkaranlık
bazen nefes almayı ihmal ediyorum.

Buğra Kavukçuoğlu

May 8, 2013 - Defter    No Comments

şahıstan yola çıkmalar

ben bir saç tokasıyım
bileğinde yeter sebep bulan
nefes alabilse keşke insanlar.

sen ikiden geriye kalansın
yüzünde kanamaktan bir renk
kurtarabilse keşke vedalar.

o bir duanın başlangıcı
dileğinde hep mutsuzluk var
yaşatabilse keşke eşyalar.

biz iki süvarinin atıyız
kumlarda bitmeyenlik var
vazgeçseler keşke yolculuktan.

siz bir saç telisiniz
dağınık yaşamaktan hoşnut
dökülmese keşke düzensizlik

onlar
onlar pezevengin evladı
doğmasa keşke nefes alamayanlar.

May 7, 2013 - Defter    No Comments

bir ayrılık şiiri seç, sessizce oku benim için

kim kimsenin değil ama
rüyanda bunu bilemezsin
çapakların nemi bundandır

kalpaltından geçenler; inkarı
olası olmayan acının özütüdür
gün gibi ortada
gece gibi sinsi
ses titrer, ışık da, zaman da
acınası değil kaçınılmaz
ısı gider gölgesi kalır ve
soğuktur

hiçbir şey unutulmaz
yerini yarına bırakır belki
yoksa zaten birikemezdik
şimdi göğü delen yaşamlarla
yani dünyalar güzelim
hızla geçinelim günlerle
tanışıklığımızın öncesinden de
daha iyi ve sağlıklı olacağız

kimse kimin değil yine de
birbirinin kalır herkes biraz
ölümsüzlüğün adı bundandır.

pişmanlık içini yanlış
duymaktandır
her ayrılık geçtir
bugünden bakınca.

Sayfalar:«1...78910111213...18»