Archive from Temmuz, 2013
Tem 21, 2013 - Defter    No Comments

başka ağladım

eski yollarında unutmak bilmeyen voltayım
dizlerimde seninle yürümüşlüğün gıcırtısı ve
dermanımda yarım kalmış açık ameliyat var
uzanıyor yanımdan ufka kadar soluk mavi
bütün bu deniz tuzu canımı çok yakıyor
ağacın her renginde anı var bu bulvarda
ayaklarımın altında sayfalar uzanıyor
ellerimiz üşüyor tutuşuyoruz
bazı hücrelerimin yapısını bozuyorum.
eski yollarında kime baksam sana aşinayım
rüyam sabahlarında yanılgının kırıklığı ve
dudaklarımda başlamak üzere bir deprem var
oysa hala uzanıyor yanımdan ufka kadar mavi
ağır ağır yokluğun konuşmayı söküyor
mevsimin her renginde adın var bu bulvarda
sıcağın altında sayfalar susmuyor
ellerimiz terliyor bırakmıyoruz
bütün bıçakların dokusunu hissediyorum.

eski yollarında kör dolaşmak imkansızdı
gökyüzünde okyanuslar yerini yadırgadı
başka ağladım.

Buğra Kavukçuoğlu

Tem 16, 2013 - Defter    No Comments

acele

ben senin bedeninde bir kadın yaşarım olurum dedi
kapının arkasından ses gelmedi
kapı biraz zamandı koyu kahverengi.

kapının ardındaki sessizlik hiç şaşırtmadı.
iç ve dış kalabalıklar arasında geçiş olmadı.
yani kimse gelip gitmedi.
yarın olmayacak olsa hiç sıkıntı yok ve
başkalarının da yarınları olmasa hakkında
beş zaman intiharları durduramaz kimse
içimiz, içimiz kabul et tek başına, içimiz:

odanın içinde oturuyor şaşırmamış
yalnızlığı kurcalıyor sehpanın desenlerinde
üstünde sevişilmiş, üstünde bir çift kadeh de durmuş
bu koltuk rahat mı değil mi hiçbir zaman bilemedi
içinde kaybolabildiğin cinsten kocaman yastıklarla
içinde bir çift kaybolmuşlukları, üstüne döktükleri şarap
hemen akla geliyor bir zamanlara dair ne varsa
camdan ne kadar eşya varsa kırılıyor sessizlikten
gözünün önünde tablolar var acele söküyor yerlerinden
oysa düzen içerisinde asılmıştı mutlu bir oda hayalinde
duvar çıplaklaşıyor ama varlığı daha ağır şimdi
iyi ki diyorum bu odada ayna falan yok yersiz
kapının ardındaki sessizlik hiç konuşmuyor
olsun diyor içimiz zaten kendisiyle sürekli konuşuyor
bu yatağı, dolabı ve ışıkları sökmeli parçalamalı artık
akıldan hiç gitmeyen bir zamanlar var bunlarda
oda çıplaklaşıyor hafifliyor siliniyor bir sayfaya
bir sayfa hayır bir kağıt bir fotoğraf çıkıyor
her şeye tanık yatak ortadan kaldırılırken altından
sevdiğin tarzdan bir meyhanede mutlular diyeceğin bir poz çift
içimiz kendine bakıyor yüzünü yokluyor el yordamıyla
içimiz, içimiz kabul et tek başına, içimiz:
farklılar farkediyor o artık ben değilim anlıyor
bu sefer kadehler rakı kadehi bu sefer meze var masada
lan gözlerinizin içi gülüyor ama sen de sen değilsin ki şimdi
öylece boş hislerle boş bir odadan çıkıyor acele kapının ardına
aynı insanda iki kere yıkanılmaz diyebiliyor.

kapı biraz zamandı koyu kahverengi
ben senin bedeninde bir adam yaşadım öldüm dedi
kapının arkasından ses gelmedi.

Buğra Kavukçuoğlu